Solarken Dünya, Soluyor Bedenim başlıklı grup sergisi, 17 Nisan - 6 Haziran tarihleri arasında Galeri Nev İstanbul’da gerçekleşiyor. Zamanın ağırlaştığı, hareketin yavaşladığı veya kesintiye uğradığı, yön bulma ve karar verme süreçlerinin belirsizleştiği bir hâlin atmosferine odaklanan sergide, Francesco Albano, Sevinç Altan, Özlem Altın, Başak Bugay, Burcu Erden, Gül Ilgaz, Mehmet İçöz, Elif Özen, Civan Özkanoğlu, Damla Sari, Aras Seddigh, Yaşam Şaşmazer ve Ali Şentürk’ün eserleri Gizem Gedik küratörlüğünde bir araya geliyor. Sergi kurgusundaki figüratif yoğunluk, izleyiciyi fiziksel ve duygusal bir yakınlık kurmaya davet ediyor.
Yaşadığımız dönemin yarattığı gerginlik, huzursuzluk ve kaygı, zihinde birikerek zamanla bedende karşılık buluyor. Belirsizliğin süreklileşmesi, güvencesizlik ve kontrol duygusunun aşınması, giderek derinleşen bireysel ve kolektif bir yorgunluk üretiyor. Bu yorgunluğun bilinçte ve bedende bıraktığı izleri takip eden sergide, çoğu bir süredir beden odaklı çalışan sanatçıların imge dünyaları ve farklı teknikleri arasında bir karşılaşma alanı açılıyor.
Son yıllarda tükenmişlik, anksiyete, donma tepkisi, apati, dissosiyasyon, depersonalizasyon, anhedoni, beyin sisi ve somatizasyon gibi psikolojiye ve nörobilime ait kavramlar gündelik yaşama ve dile daha fazla sızdı. Ancak sergide sanatçıların temas ettiği bu durumlar belli tanıları işaret etmeyi değil dönemin yarattığı baskı ve buhranın ortak deneyim alanını yansıtmayı amaçlıyor. Zaman zaman dünyanın geri çekildiği, renklerin solduğu ve seslerin kısıldığı anlarda zihin kendini korumak için mesafe alırken beden yerinde kalıyor; bekliyor, taşıyor, katlanıyor, eğilip bükülüyor, eksiliyor ama solumaya devam ediyor. Başsız figürler, parçalanmış bedenler, donmuş jestler, yönünü kaybetmiş, askıda kalmış bir varoluşu yansıtırken bu kopukluk hâli sergi boyunca tekrar eden ortak bir ritme dönüşüyor.
Sergide öne çıkan el ve ayak imgeleri hem zihinsel ve fiziksel yükü taşıyan hem de hareket etme, tutunma ve yeniden temas kurma ihtimalini barındıran uzuvlar (extremities) olarak belirginleşiyor. Ağırlık bu uçlarda yoğunlaşıyor; tüm yük sanki burada toplanıyor, ancak dipten çıkma ve yere basma potansiyeli de yine burada beliriyor. Desenler ve mekânsal kurgular ise zihnin bedenden uzaklaştığı kopuş anlarına açılıyor. Mekân yönsüz, sessiz ve sınırları belirsiz bir iç dünyaya dönüşüyor. Zihin gerçekliğin ağırlığından uzaklaşırken kendine boşluklar yaratıyor; zaman çözülüyor, süreklilik askıya alınıyor ve ‘anda olma’ duygusu yerini daha çocuksu bir hayal kurma dürtüsüne bırakıyor.
Solarken Dünya, Soluyor Bedenim, bir durumu tarif etmekten çok ortak bir hissi paylaşmayı amaçlıyor. Bedende biriken ağırlığı, zihnin geri çekilişini ve hareketin ertelendiği o kırılgan eşiği izleyiciyle birlikte deneyimliyor.
*ArtSümer, Bosfor, Gallery KAIROS, Öktem Aykut, SZ Art Services, The Pill ve Zilberman Gallery’e teşekkürlerimizle.
